Kardeşlerin Savaşı

Bismillâhirrahmanirrahim

Müminler ancak kardeştirler. 

Hucurat  10

Dinimiz İslam, ayette de sabit olduğu üzere tüm müminleri kardeş ilan etmiştir. İslâm tüm inananların birlik ve dayanışma içinde olmasını ister. Gelgelelim ki İslâm alemi başlangıcı Hz. Osman’ın şehadetine sebep olan olaylar ve Hz. Ali’nin halifeliği ardından meydana gelen Cemel ve Sıffin vakaları ile üç gruba ayrılmıştır. Bu gruplaşmalar zamanla daha da keskinleşmiş  ve bu üç gruptan biri olan Haricilik etkisini kaybetmiştir. Günümüzde ise Sünni-Şii gruplaşması devam etmektedir. Ancak zaman içinde bu iki ana mezhebin içinde farklı kollar ortaya çıkmıştır. Bunlardan Sünni çatısı altında Selefilik; düşünce ve yoruma kapalı özelliği ile farklı bir yapı ortaya koyan, Suudi Arabistan’da etkili olan bir mezheptir. Suudi Arabistan bugünkü Sünni-Şii mücadelesinde Sünni cephenin en ateşli savunucusudur. Şii cephede ise İran bulunmaktadır. Bu iki mezhebin aynı anda birden fazla halife  olmasına sebep olan çatışma ve ayrışması günümüzde bir mezhep savaşından öte bir ticaret ve vekâlet savaşına dönüştü.

İran 1979’daki İslâm Devrimi’nin ardından Batı karşıtı bir pozisyon almıştır. Suudi Arabistan ise kurulduğu yıldan bu yana Batı yanlısı bir politika izlemektedir. Öyle ki Suudi petrol şirketi Aramco, dönemin ABD başkanı Roosevelt’in girişimi/ortaklığı ile kurulmuştur. Her iki ülkede bölgedeki en büyük petrol üreticilerindendir. Suudi Arabistan, Kral Faysal döneminde Batı’nın İsrail yanlısı politikaları sebebi ile petrolü Batı’ya karşı bir silah olarak dahi kullanmıştır. Kral Faysal İsrail ve Batı karşıtlığı ve petrolü Batı’ya karşı silah olarak kullanması ile  kendinden önceki ve sonraki Suudi yönetimlerinden farklı davranmış be bu sebeple suikaste uğramıştır. Suudi yönetimi ABD ve Batı’nın talepleri doğrultusunda petrol üretimini arttırarak veya azaltarak Batı karşıtı petrol üreticilerini zor durumda bırakmıştır. Batı karşıtı petrol üreticilerinden biri de İran’dır. İran uzun yıllar süren ambargo ile zaten satamadığı petrolün, Suudi hamleleri ile fiyatların düşüşü yüzünden daha da zor duruma düşmüştür. Batı, İran ve Suudi Arabistan’ın mezhepsel karşıtlığını petrol üzerinden kullanarak bölgede menfaat elde etmiştir. İran tüm bu hamlelere karşı ara ara Körfez petrolünün Hürmüz Boğazı’ndan çıkışında problem yaratmıştır. 

İki ülke arasındaki bir başka çatışma konusu da Yemen’dir. Yemen Sünni-Şii nüfusun bir arada yaşadığı bir coğrafyadır. 2015’te çıkan olaylardan sonra mevcut devlet başkanı Suudi Arabistan’a kaçmış yerine ise yardımcısı geçmiştir. Ancak Yemen’de sular durulmamış ve İran destekli Şii Husiler, Suudi destekli yönetime karşı isyan etmiştir. 2015’ten bu yana çatışmalar bitmemiş ve Suudi Arabistan Yemen’e doğrudan müdahale etmiştir. Yemen konusu Arap Baharı, mezhep çatışması gibi sebeplerle ortaya çıkmışsa da bir başka sebebe dayanmaktadır. Çin Yeni İpek Yolu projeleri ile bir atılık yapmak istemektedir. Bu projenin bir ayağı Hindistan’dan deniz yolu ile Kızıldeniz ve Akdeniz üzerinden Avrupa’ya ulaşmaktır. Bu çerçevede Babülmendep Boğazı Yemen’in önemini arttırmıştır. Görüldüğü üzere İran ve Suudi Arabistan arasındaki Yemen mücadelesi bir emperyal devlet tarafından istismar edilmektedir.

İran ve Suudi Arabistan mezhepsel mücadelelerinde iki şekilde davranmaktadır. Birincisi Ortadoğu  ve Afrika da Sünni ya da Şii yönetimleri başa getirme yahut Sünni ya da Şii yönetimleri kendi safına çekmek,ikincisi ise kamplar ve yerel dini otoriteler yolu ile bölge Müslüman halkını Selefileştirme/Şiileştirmedir. Yemen’deki Şii nüfus Sünniliğe yakın olarak değerlendirilmiş Zeydiyye mezhebindedir. Ancak İran, Husiler yolu ile bu Şii mezhebi siyasi olarak kendi düşüncesi altına almıştır. Yine Afrika’dan Şii kamplarının kurulduğu iddiaları bulunmaktadır. Keza Suudi Arabistan’da Müslümanların azınlıkta olduğu coğrafyalarda Selefi cemaatleri destekleyip, Selefiliği yaygınlaştırmaya çalışmaktadır. Suriye İç Savaşı’nda İran mevcut Şii (Nusayri/Alevi) yönetimi desteklerken, Suudi Arabistan nüfusun büyük bölümünü oluşturan Sünni muhalifleri desteklemiştir. Suriye İç Savaşı, DAEŞ, Irak… Bu üç kelimenin ortak bir yönü var. Bu yön her üçünde de etkili olan İran-Suudi Arabistan çekişmesidir. Suriye İç Savaşı’nı ele aldığımızda muhalif gruplar içerisinde El Kaide göze çarpmaktadır. El Kaide Sovyetlerin Afganistan işgali sırasında Suudi Arabistan’ın desteği ile kurulmuştur. Suriye’de El Nusra adı ile faaliyet gösteren El Kaide en büyük muhalif gruplardandır. Yine DAEŞ,ABD’nin Irak İşgali sonrasında El Kaide tarafından kurulmuştur. DAEŞ, 2014 yılında Musul’u işgali ile ön plana çıkmış, Selefi fikirlere dayanan ve Irak’ta Sünni-Şii çatışmasının Sünni cephesinde yer alan terör örgütüdür. Bu iki unsur da görülüyor ki Suudi Arabistan mevcut Şii yönetimleri devirmeyi amaçlamıştır. İran ise Irak’ta Şii yapı ve grupları desteklemiş hatta İran-Irak Savaşı’nın sebeplerinden biri bu olmuştur. Yine Suriye İç Savaşı’nda ve Lübnan’da İran destekli Şii Hizbullah, Sünni gruplara karşı mücadele etmektedir. Ancak tüm bu olanlar Büyük İsrail projesine kolaylık sağlayan adımlar olmuş ve yine İran-Suudi Arabistan mücadelesi bir başka emperyal, siyonist devlet tarafından istismar edilmiştir.

İran ve Suudi Arabistan’ın İsrail konusunda da anlaşamadıkları görülür. Ancak böyle değildir. İran, Devrim’e kadar ki dönemde İsrail’e karşı bir girişim/müdahalede bulunmamıştır. Suudi Arabistan ise Kral Faysal döneminde İsrail’e karşı durmuştur. 1967 Altı Gün Savaşı ve 1973 Yom Kippur Savaşı’nda İsrail’e karşı savaşmıştır. Ancak şu an İsrail’in politikalarına karşı sessiz kalmakta yahut destek vermektedir. İran ise Hizbullah yolu ile İsrail’le çatışmış, İsrail’in politikalarına çok sert bir dille eleştirmiş, vurmakla tehdit etmiş ancak hiçbir zaman vurmamıştır. Kısacası İsrail konusunda her ne kadar anlaşamadıkları zannedilse de iki ülke ilişkilerinde tek ortak nokta denilebilecek konu İsrail’in dokunulmazlığıdır. 

İran ve Suudi Arabistan, biri Rusya-Çin diğeri ise ABD-Avrupa ekseninde duran aralarındaki mezhepsel anlaşmazlığın emperyalist devletler tarafından kullanıldığı iki Müslüman ülkedir. İkisi de şeriat(!) ile yönetilir ancak şeriatın yani dinin bir emrini unuturlar yahut görmezden gelirler: Müminler ancak kardeştirler. Bu iki ülke arasındaki mücadele bitince İslam birliğinin önündeki engeller de kalkacaktır.

Muhammed Mengübeti
Maliye Lisans Talebesi - İstanbul Üniversitesi

Genç İHH ve TÜGVA teşkilatlarında görev alıyor.