Medeniyet Ufkunda Beşer ve İnsan

Varlık tasavvuru, insan anlayışı, sanayisi, teknolojisi, eğitim biçimi, günlük yaşama ilişkin düzenlemeleri ve kültürü ile bir bütünü oluşturan medeniyet, beraberinde getirdiği medenîleşme algısı ile değer ve ahlak merkezli bir sürecin adıdır aynı zamanda. Beşeriyet ve insaniyet arasındaki değişimin de temsilcisi olan medenîleşme, Âdemiyet makamına ulaşma yolunda bir kılavuzluk teşkil etmektedir. 

Kur’an-ı Kerim’de sıkça geçen “beşer (بشر)” ve “insan (انسان)” kavramları ayrı birer varlık mertebesinin muhataplarıdırlar. Beşer, insanın ruh üflenmemiş halidir bir nevi. İnsan suresinin ilk ayetinde geçen “…insanın yaratılış tarihinde onun henüz anılan bir şey olmadığı bir dönem gelip geçmiştir.” ifadesi can ve bedenden oluşan beşerin insan olma sürecine vurgu yapmaktadır. O süre zarfı içerisinde insana kendisini  beşerden ayıracak özellikler verilmiştir.

Beşerin insan olma yolundaki ilk adımı ruh üflenmesidir. Ruh kelimesinin Kur’an-ı Kerim’de kullanılma biçimi “bilmek” manasındadır. Kendini bilmek ve beraberinde Allah’ı bilmektir. Ruh ile birlikte beşere akıl, vicdan ve irade gibi özellikler insaniyet makamına geçiş amacıyla verilmiştir. Nitekim secde etme emri verilen de beşer değil, insandır. Sad Suresi 71. ve 72. ayetlerde de belirtildiği gibi secde emri ruh üflenmesinin hemen ardından gerçekleşir. Bu sebeptendir ki Hz. Âdem ilk beşer değil, ilk insandır. Bu konuda İranlı bir sosyolog olan Ali Şeriati, tez sunumunun yazıya döküldüğü İnsanın Dört Zindanı isimli kitabında insan ve beşer ayrımını inceler. Hz. Âdem’in cennetten kovulmasındaki ve insan olmasındaki nedenin başkaldırı ve özünün farkına varmak olduğunu belirtir. İnsandan başka hiçbir canlı kendi özünü bulma yolunda olmamıştır. Bu nedenle farkındalık, özbilinç ve kendini tanımak ancak insan olmak ile mümkündür.

Kendini tanımak medeniyet oluşturma sürecinin de başlangıcıdır. Cemil Meriç’e göre irfan kavramı, Batı görüşünün aksine hem medeniyeti hem de kültürü içine alan bir tanıma sahiptir. İrfan da kendini tanımakla başlar. Bu sebepten ötürü Doğu’nun kültürleşme ve medenîleşme süreci ile beşeriyetten insaniyete geçiş süreci paralellik gösterir. Kur’an’da geçen 315 “insan” kavramının 230 tanesi çoğul halde “nâs (insanlar)” şeklindedir. İnsan, toplumsal ve sosyolojik bir varlık olarak görülür. Sosyolojik bir tanım içermesi nedeniyle insan, ahlaki yönden de sorumludur ve irade sahibidir. Kur’an-ı Kerim’de beşerin aksine insandan “nankör, aceleci, zalim, cahil” olarak bahsedilmesinin sebebi de aslında beşerin bu tür özelliklere sahip olamayışından kaynaklanmaktadır.

Medenileşme süreci tabiat ve kendi fıtratımızla ilişkilerin gelişmesini ifade eder. Bu noktada Doç. Dr. İbrahim Kalın’ın görüşlerine yer vermek isabet olacaktır:

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ”Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”  der. Burada güzel ahlak, insanların yanısıra tabiatla, çevreyle, başka toplumlarla, kısacası tüm varlık âlemiyle doğru ve erdemli bir ilişki kurmak manasını taşır [1].”

Medenileşmek, özellikle Batı algısındaki şekliyle yalnızca insanın beşerî yönüne karşılık gelir ve maddesel-hazcı özellikleri niteler. Oysaki bir medeniyet oluşturmak için akıl, erdem ve özgürlüğün bir arada uyumlu şekilde çalışması gerekmektedir. Aksi halde ruhsal çöküntüye ve kaosa sürüklenen bir toplum yapısı oluşur. Bu yapının medeniyet haline bürünmesi ise pek mümkün olmayacaktır. Medenîleşme olgusunun bu şekilde anlaşılmasının asıl nedenini Batı’nın kültüre yüklediği anlam oluşturmaktadır. Kültür kelimesi kök olarak ‘toprağı ekip biçmek’ manasına gelir. Toprak ile hemhâl olmak insan-tabiat ilişkisine de vurgu yapmaktadır. Ancak toprağı ekip biçmek, topraktan fayda sağlamak, elde edilen mahsulün insanlar hizmetine nasıl sunulacağı konusunda mukayese içerisinde bulunmak sadece maddî değil bir yandan da zihnî bir duruş belirtmektedir. Bu bağlamda düşünülürse kültür, topraktan önce zihnin ekilip biçilmesi ve işlenmesini de temsil etmektedir. Bu nedenle ancak zihnî manada bir seviyeye gelmiş insanlar medeniyet kurma konusunda kabiliyet sahibi olabilirler. 

Kur’an’da peygamberlerden bahsedilirken beşer ifadesinin kullanılması da aslında ruh kelimesinin anlamının doğru anlaşılmasından geçer. Fussilet suresi 6. ayette “…ben de sadece sizin gibi beşerim” şeklindeki anlatım peygamberlerin beşeriyetle arasındaki farkın ruh olduğunun göstergesidir. Bununla birlikte, insan daima beşerî yönünü içinde taşır ve acıkan, susayan, ihtiyaçları olan yapının adıdır.

Sonuç olarak medeniyet kavramı maddesel hazzın yanında akıl, irade ve vicdanın toplumsallaşmış biçimidir. Bu sebepten ötürü insan dışında bir canlının medeniyet kurması söz konusu değildir ve “İnsan doğası gereği medenîdir [2].” Medeniyet yahut medenîleşme ise ahlaki ve kültürel yapının beşer üzerindeki tezahürü sonucu insanîleşmenin adıdır.


Kaynakça

[1] İ. Kalın, Barbar Modern Medeni, İnsan Yayınları

[2] R. el-İsfahani, Müfredât, İnsan maddesi

Mustafa ÖZGÖR
Talebe - Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi

Edebiyat, resim, tasarım ve yazılım alanlarıyla ilgileniyor.