Sizlere bu yazımda, ümmetin en temel sorunu haline gelen ayrılığın beraberinde getirdiği azaplara değinmek arzusundayım. Buna ek olarak ümmetin kurtuluşunun birliktelikten geçtiğinin farkında olarak İslam birliğinin önemini tefekkür ettirmek istiyorum.
“Peki söz konusu birlik, nasıl bir birlik olmalı? Üstelik günümüz şartlarında böyle bir birliğin meydana gelmesi mümkün mü? Ya da böylesi bir atmosfer içerisinde hayalini kurduğumuz birliğe dahil olacak kaç İslam ülkesi var ki?” gibi sorular, konuya ilgi duyanlar için ufuk açıcı olabilir.

Yukarıdaki giriş bağlamında, ülkemizin yetiştirmiş olduğu değerli devlet ve dava adamı Necmettin Erbakan’ın, ‘İslam birliği’ hedefiyle ortaya atıp, gelişmesini sağladığı; “İman varsa imkan da vardır.” sözünü hatırlamak ve hatırlatmak son derece yerinde olacaktır. Bahsi geçen söz tıpkı bugün olduğu gibi, gayrimüslim ülkelerin oluşturduğu İslam karşıtı düzene karşı söylenmiş ve birlik adına ortaya atılmıştır. Bu amaçla G-8 gibi İslam karşıtı güçlere alternatif olmak amacıyla D-8 gibi oluşumların ortaya çıkmasında belirleyici olan Necmettin Erbakan, dönemin İslam karşıtı güçlerine meydan okumanın yanı sıra İslam dünyasındaki birliğin hem sembolü hem de umudu olarak yer etmiştir.
Tarihsel veriler göz önüne alındığında, 18.yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan Fransız İhtilalinden sonra dünya hızlıca yeni bir değişime uğradı. Bu değişimin bir sonucu olarak o döneme kadar var olan din temelli imparatorluklar ve devletler birer birer tarih sahnesinden silinmeye başlanırken tüm dünyada milliyetçi akımlar yükselişe geçmiş, bu akımların öncülüğünde isyanlar ortaya çıkmış ve sonuçta ulus esasına dayalı yeni devletler oluşmuştur. Bu tarihten itibaren milletler, kurdukları ulus-devletlerle daimi huzura kavuşacaklarını düşünerek büyük bir yanılgının içine düştüler. Zira ulus-devlet sistemi huzur getirmeyip insanlığın başına sonu gelmeyen zulümleri beraberinde getirdi. Milliyetçilik afyonuyla ortadan kalkan insanlığın ortak paydaları, bahsi insanlık arasında nefret ve düşmanlık tohumları serpmiştir.
Uluslararası konjonktürde saltanatını kurmuş BM’nin 5 daimi devletinin pek de rahatsız olmadığı, aksine son derece memnun olduğu aşikar bir gerçekliktir. Biz Müslümanlar için ise mevcut uluslararası düzen, Müslümanların dışlandığı, devre dışı bırakıldıkları ve her türlü hukuk dışılıkla zulme uğratıldıkları bir düzen olarak tanımlanabilir. İşte böylesi bir düzende biz Müslümanların nasıl davranması gerektiği hayati derecede önemli bir sualdir.
İslam medeniyetinin can bulduğu topraklarda Büyük İsrail hayaliyle durmadan çalışanlara karşı, bizimde etkisini yeryüzünde hissettirecek bir birliğe, bir bütünleşmeye ihtiyacımız var. Zira İslam tek davamız, en önemli kutsalımızdır. Oluşturulması gereken birlik öyle bir birlik olmalıdır ki, toplumsal açıdan her anlamda bütünleşmiş, yekvücut olmuş olmalıdır. Öyle bir birlik ki, herhangi bir toprak parçasında zulüm varsa, tüm İslam alemi bu zulmü iliklerine kadar hissetmeli ve bir bütün olarak bu zulme karşı koyma iradesi göstermelidir. Her bir mazlumun ağıtını yüreğinde hissedecek bir İslam birliği, şüphesiz ki, böylesi bir zulme de bir bütün olarak karşı koyacaktır.
Böylesi bir birliğin bir anda gerçekleştirilemeyeceği apaçık ortadadır. Zira İslam dünyasına karşı gerçekleştirilen ve gerçekleştirilmek istenenler ortadadır. Bizler ilk olarak, elimizdeki tüm imkanlarımızla İslam Birliğini fiili bir talep haline getirip; bunu dosta ve düşmana göstermeliyiz. Çünkü neyi talep ediyorsak biz topyekün olarak ona yöneliriz ve mazlumlara umut olurken düzen yanlılarına da korku oluruz
Gönül coğrafyamızda, oluşturulması hedeflenen bu kutsal İslam birliği için en önemli aşamalardan biri mutlak surette inşa edilmesi gereken iletişim kanalıdır. Hiçbir beden hissetmediği acıya tepki vermez. Bu noktada bizler, Müslümanların yaşadığı acıları dosdoğru ümmetimize aktaracak, anlatacak bir iletişim ağı ve teşkilatlanmaya sahip olmalıyız. Bu iletişim kanalını özellikle medya ve sivil toplum kuruluşları üzerinden yürütmeliyiz. Medya gücü ile toplumlar harekete geçirilerek, uluslararası toplumun devreye girmesi sağlanmalıdır. Böylesi bir iletişim kanalı, doğru yerde ve doğru zamanda, kitlelerin harekete geçmesini sağlayacağı gibi aynı zamanda İslam birliğine giden yolda başarının da gelmesini de sağlayacaktır. Uluslararası sistemi elinde bulunduran güçlerin en önemli enstrümanlarının iletişim olduğu düşünüldüğünde; İslam birliğine giden yolda böylesi bir iletişim kanalının ortaya çıkarılması ümmetin kaçınılmaz görevi olarak karşımızda durmaktadır.
Tüm bu düşünceleri ortaya koyacak askeri, diplomatik ve sivil toplum oluşumlarının yaratılması, amaçladığımız başarı için hayati derecede önemli olan diğer faktörlerdir. İletişim kanalları ile desteklenen askeri, diplomatik ve sivil bir program çerçevesinde ortaya konacak bir İslam Birliği hedefi, ümmetin tek çıkış yoludur. Bu çerçevede oluşturulacak bir siyasi irade, hem İslam Birliği’nin oluşmasını sağlayacak hem de düşmanlarımızın sonunu getirecektir. Öte yandan kurulacak bu sistemin, bütün bir İslam coğrafyasında uygulanabilir olması hayati derecede önemlidir.
İslam birliği temelinde çıktığımız bu yolda, ele aldığımız şekilde ortaya bir siyasi irade çıkarılmazsa bölünme girişimlerine maruz kalacağımız da aşikardır. Arap Lawrence’ı 20 yıl boyunca içimize ajan olarak yerleştirdiler. İçimize sızan bu ajanlar sürekli olarak toplumlara kin, nefret, kavmiyetçilik fitnesini zihinlere ektiler ve sonunda bütün ümmeti paramparça ettiler. Bizler de yeniden birlik olacaksak en az onlar kadar sahada sağlam çalışmalar yapmalıyız.
Doğru temeller üzerine şekillenen, askeri, ekonomik, sivil ve siyasi açıdan desteklenen bir İslam birliği projesi, ümmetin tek çıkış kapısıdır.
İslam birliği umuduyla…
